Uluslararası İlişkilerde Denge Stratejisi

Ünitelerimizin yeni konusu uluslararası ilişkilerde denge stratejisi ile Osmanlı-Diğer devletler ilişkilerini detaylandıracağız.

Konu içerisinde Osmanlı devleti ile diğer devletlerin siyasi ilişkilerini, yapılan antlaşmaları, tanınan imtiyazları ve Osmanlı’nın dönem içerisinde yaşadığı siyasi sorunları inceleyeceğiz. Öncelikle uluslararası ilişkilerde denge stratejisi konu anlatımı yazımızdaki döneme ait ve gerçekleşmiş olayların kronolojik sıralamasına bakarak konumuza giriş yapalım.

XVIII-XX. Yüzyıl Siyasi Gelişmeleri (1774-1914)

  • 1779 Aynalıkavak Tenkihnamesi
  • 1783 Kırım’ın Rusya tarafından ilhakı
  • 1789 Fransız İhtilali
  • 1791 Ziştovi Antlaşması
  • 1792 Yaş Antlaşması
  • 1798 Fransa tarafından Mısır’ın işgali
  • 1801 El-Ariş Antlaşması
  • 1804 Sırp İsyanı
  • 1808 Senedi İttifak
  • 1812 Bükreş Antlaşması
  • 1815 Viyana Kongresi
  • 1821 Rum İsyanı
  • 1821-1881 Sudan’da, Mısır-Osmanlı hâkimiyetinin kurulması
  • 1827 Navarin Olayı
  • 1829 Edirne Antlaşması
  • 1830 Fransızların Cezayir’i alması
  • 1833 Kütahya Antlaşması
  • 1833 Hünkâr İskelesi Antlaşması
  • 1838 Balta Limanı Antlaşması
  • 1839 Nizip Muharebesi
  • 1839 Tanzimat Fermanı
  • 1840 Londra Antlaşması
  • 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi
  • 1853-1856 Kırım Savaşı
  • 1856 Islahat Fermanı
  • 1856 Paris Antlaşması
  • 1869 Süveyş Kanalı’nın açılması
  • 1876 Kanun-i Esasi’nin ilanı
  • 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)
  • 1878 Ayastefanos Antlaşması
  • 1878 İngilizler’in Kıbrıs’ı işgali
  • 1878 Berlin Antlaşması
  • 1881 Fransızlar’ın Tunus’u işgali
  • 1881 Düyûn-ı Umûmiye idaresinin kurulması
  • 1882 Üçlü İttifak’ın kurulması
  • 1882 İngilizler’in Mısır’ı işgali
  • 1907 Üçlü İtilaf’ın kurulması
  • 1908 II. Meşrutiyet’in ilanı
  • 1908 Bulgaristan’ın bağımsız olması
  • 1908 Girit’in, Yunanistan tarafından işgali
  • 1908 Avusturya Macaristan’ın, Bosna-Hersek’i ilhakı
  • 1909 31 Mart Olayı
  • 1911 Trablusgarp Savaşı
  • 1912 Uşi Antlaşması
  • 1912 I. Balkan Savaşı
  • 1913 Londra Antlaşması
  • 1913 Bâbıâli Baskını
  • 1913 II. Balkan Savaşı
  • 1913 Atina Antlaşması
  • 1913 İstanbul Antlaşması
  • 1913 Bükreş Antlaşması

Osmanlı Topraklarını Paylaşma Mücadelesi

Avrupalı güçlerin, 1699 Karlofça Antlaşmasının akabinde Osmanlıya üstünlük kurması ancak 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile gerçekleşmiştir. Küçük Kaynarca Antlaşması ile eski üstünlüğünü kaybeden Osmanlının yerini Rusya ve Avusturya almıştır.

Daha sonra bu iki devlet, Osmanlı Devleti’ne karşı siyasi faaliyetlere girişmiştir. Fransız İhtilali ve Napolyon Savaşlarının sonrasında İngiltere ve Fransa da Osmanlının siyasi işlerine karışmaya başlamıştır. Osmanlı bölgesine etki gösterme çabalarına 1870’te siyasi birliğini sağlayan Almanya devleti de dahil olmuştur.

Osmanlı Devleti’ni Paylaşma Projesi

1774 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ı ele geçiren Rusya Osmanlı toprakları üzerinde çok büyük emeller beslemeye başlamıştır. Osmanlı topraklarının paylaşılması eski Bizans’ın canlandırılması amaç edinilmiştir. Planlarını gerçekleştirmek için iki lider Avusturya’da bir araya gelerek karar alıp imza atmışlardır.

Rusya ile Avusturya’nın bu ittifakı, Avrupa’daki siyasi dengeyi temelden sarsacak niteliktedir. Bu planın genel amacı Osmanlıların Avrupa’dan atılarak Osmanlı’nın topraklarının Avrupa ülkeleri arasında paylaşılmasıdır.

2. Katerina bu düşüncesi ile İstanbul, Trakya, Makedonya, Bulgaristan ve Kuzey Yunanistan’la birleşerek yeniden Bizans İmparatorluğu kurmayı hedeflemiştir. Balkanlarda birçok bölgenin ise Avusturya’ya verilmesi öngörülmüştür. Osmanlı topraklarını paylaşmayı içeren ittifak, Avusturya İmparatoru II. Joseph’in ölmesiyle uygulanamamıştır.

Şark Meselesi (Doğu Sorunu)

Osmanlı Devleti’nin ortadan kaldırılması ve toprakların paylaşılması kavgası Şark meselesidir. Osmanlı devletinin zayıflaması geniş toprakları ve jeopolitik konumu nedeniyle İngiltere ve Fransa’nın dikkatini çekmiştir. Osmanlı’nın topraklarına sahip olmak için Osmanlı üzerinde siyasi ve ekonomik baskı kurulmuştur.

1071 Malazgirt Savaşı ile Şark meselesinin ilk aşaması başlamıştır. Bu dönemde Türklerin durdurulması için Haçlı seferleri düzenlenip başarısız olunmuştur. 1683’te II. Viyana Kuşatması ile Batı’daki Türk ilerleyişini durdurmuşlardır.

Şark Meselesinin devamında saldırıya geçen Avrupa devletleri Balkanlardaki gayrimüslim unsurların bağımsızlıklarını kazanmaları için uğraşmıştır. Ve bunda başarılı olmuş bu durumda Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını hızlandırmıştır. Anadolu’daki Türk varlığını sona erdirmek isteyen; Avrupalı devletler Sevr Antlaşmasını imzalamak istemişlerdir. Türk milleti buna izin vermemiştir.

XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Büyük Güçler

XIX. yüzyıla girerken Osmanlı Devleti, toprak bakımından dünyanın en büyük devletlerinden biridir. Günümüzdeki Anadolu, Trakya, Bulgaristan, Sırbistan, Romanya, Arnavutluk, Karadağ, Yunanistan, Kafkasya, Irak, Suriye, Filistin, Hicaz, Mısır, Trablusgarp, Tunus, Cezayir ve Akdeniz’in doğusunda yer alan Girit ve Kıbrıs ile Ege Denizi’nin tüm adaları devletin dâhildi. Karadeniz, Marmara, Ege Denizi, Kızıldeniz birer Türk denizi olup Adriyatik Denizi ile Basra Körfezi kıyıları da Türk topraklarıdır. Akdeniz kıyılarının dörtte üçü de Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetindedir.

Osmanlı’da devleti kuran ve genişleten Türklerin himayesini kabul etmiş olan Grekler, Latinler, Slavlar, Çerkezler, Gürcüler, Ermeniler, Araplar ve Yahudiler vardır. Devlet içinde Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi çeşitli dinler bir arada bulunmuştur.

Osmanlıların ılımlı siyaseti sayesinde farklı ırk, dil, din ve gelenekler bir arada yaşatılmıştır. Fakat böylesine geniş bir coğrafyada, bütün farklı unsurlarıyla barış içerisinde yaşayan Osmanlılar, XIX. yüzyılın başlarında gerek iç gerekse dış meseleler nedeniyle büyük devletlerle sık sık karşı karşıya gelmiştir.

Fransız İhtilali sonucunda çıkan karışıklıklar neticesinde Avrupa’da, Fransa’ya karşı bir cephe oluşmuştur. Bu cepheleşme, Osmanlı Devleti’nin bir süre Rus tehdidinden uzak kalmasını sağlamıştır.

Kadim dost olarak bilinen Fransa’nın, 1798’de Mısır’ı işgal etmesiyle Osmanlı için tehdit ve saldırının yönü kuzeyden Akdeniz’e kaymıştır. Fransızların Mısır’ı işgali karşısında diğer Avrupalı devletler, kendi menfaatleri için Osmanlı Devleti’ni savunmuştur.

Osmanlı Devleti’nin dış siyasetinde, Napoleon’un 1798 Mısır Seferi’yle başlayan ve XIX. yüzyıl boyunca sürdürülen denge politikası takip edilmiştir. Osmanlı’nın giderek zayıflaması sonucunda ortaya çıkan denge politikası ile devlet, varlığını sürdürmek istemiştir.

Bu politika ile Osmanlı Devleti, Avrupa’nın büyük devletleri arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanmıştır. Bunun için Rusya’ya karşı İngiltere, Fransa’ya karşı Rusya; İngiltere, Fransa ve Rusya üçlüsüne karşı ise Almanya denge unsuru olarak kullanılmıştır. Özetle Osmanlı Devleti, 1878’e kadar İngiltere ardından bir süre sonra Almanya ile yakın ilişkiler kurmuştur.

Viyana Kongresi ve Uluslararası Sorunlar

Fransız İhtilali sonucunda ortaya çıkan özgürlük ve milliyetçilik akımları uluslararası ilişkilerde denge stratejisi içerisinde Napolyon tarafından Avrupa kıtasına yayılmaya çalışılmıştır. Fransa’nın bu politikasına karşı Avrupalı diğer güçler birleşerek Fransa’yla savaşmıştır.

Bu savaşlardan sonra Avrupa’nın siyasi haritası alt üst olmuş ve güçler dengesi değişmiştir. Avrupa’nın siyasi haritasını oluşturmak için Fransa’yla savaşan Avrupalı devletler, Viyana’da bir kongre toplamıştır.

1814 yılında gerçekleşen Viyana Kongresi o zamana kadar görülmemiş büyüklükte bir toplantı olmuştur. Kongrede İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya devletleri üstün devlet oldukları için etkili olmuş ve alınan kararlara şekil vermişlerdir. Kongrede alınan kararlar, 1815’te imzalanmış ve Avrupa’da yeni bir statü meydana gelmiştir.

Sonuç olarak İngiltere, Avusturya, Rusya ve Prusya kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde Avrupa’nın siyasi haritasını ve güçler dengesini düzenlemiştir. Bu güçler hukuk tanımadan ülke sınırlarının nasıl olacağını kararlaştırmış ve aldıkları kararları baskıyla diğer devletlere de kabul ettirmiştir.

Viyana Kongresi’nde, Aydınlanma Dönemi ve Fransız İhtilali ile oluşan pek çok büyük gelişmenin sanki hiç olmamış gibi kabul edilmesi, Avrupa’ya huzur getirmemiştir. Kongrede milliyetçilik ve özgürlük akımlarını önleyebilmek için bütün kralların bu akımlar karşısında dayanışma ve fiilî yardımlaşmalarını öngören Metternich (Meternik) sistemi kurulmuştur.

Bu sistem çerçevesinde hareket eden ve topraklarında düzeni sağlamak için gerektiğinde baskı ve şiddet uygulamaktan çekinmeyen devletler, 1830-1848 İhtilallerinin çıkmasını engelleyememiştir.

Mora İsyanı ve Yunanistan’ın Kurulması

Yunan bağımsızlık hareketi, Fransız İhtilali ile yayılan ulusçuluk akımı sonucunda ortaya çıkmıştır. 1814’te Rum tüccar ve siyaset kişilerinin oluşturduğu bir grup, Rusya’nın Karadeniz’deki kıymetli liman şehri Odesa’da Filiki Eteria (Dostluk Cemiyeti) adında örgüt kurmuştur.

Bu örgüt kısa sürede devlet içinde ve dışında Yunan bağımsızlığı için çalışmaya başlamıştır. Sonunda da 1821’de önce Eflâk ve Boğdan’da hemen akabindeyse Mora’da bölgesinde, Yunan İsyanları çıkmıştır.

Mora’da başlayan isyan, hızlı bir şekilde ilerlemiş ve adalara da sıçramıştır. Ayaklanma sırasında Mora’da yaşayan 50.000 kadar Müslüman ya kaçmış ya da Rumlar tarafından katledilmiştir. İsyanda özellikle Rusya etkin bir rol oynamış, Fener Rum Patrikanesi ve diğer Avrupalı devletler de kendi çıkarları doğrultusunda Rumlara her türlü maddi ve manevi yardımda bulunmuştur.

Mora İsyanının yaygınlaşmasının üzerine Osmanlı Devleti ayaklanmayı bastırmakta zorlanacağını anlamıştır. Bunun üzerine 1824’te Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istenmiştir. Düzenli ordusu ve güçlü bir donanması olan Mehmet Ali Paşa, Girit ve Mora valiliklerinin de kendisine verilmesi koşuluyla isyanı bastırmayı kabul etmiştir.

1825’ten itibaren, Mora İsyanı’nı bastırmak için Osmanlı ordusu ile birlikte hareket eden Mısır ordusu, kısa sürede büyük başarılar kazanmıştır. Osmanlı-Mısır kuvvetlerinin isyanı bastırması üzerine İngiltere, Rusya ve Fransa; Osmanlı Devletine karşı 1827 yılında Londra Protokolü’nü imzalamıştır.

Bu üç devlet, isyancılarla Osmanlı Devleti arasında bir ateşkes antlaşması imzalanmasını istemiştir. Ayrıca ateşkesin hemen ardından bağımsız bir Yunan devletinin kurulacağı bildirilmiştir.

Osmanlı Devleti bu kararları tanımayınca 20 Ekim 1827’de Navarin’deki Osmanlı-Mısır donanması; İngiliz, Fransız ve Rus donanması tarafından bir baskınla imha edilmiştir. Bunun üzerine Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu olan İbrahim Paşa 1828’de Mora’dan çekilmiş ve Rusya, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açmıştır.

1827-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Ruslar Osmanlı ordusunu mağlup ederek Edirne’ye kadar ilerlemiştir. Sonuçta iki devlet arasında 1829’da Edirne Barış Antlaşması imzalanmış ve bu antlaşma ile bağımsız Yunan devleti kurulmuştur. Sonuç olarak 1821 yılında Rumların Mora Yarımadası’nda başlattıkları isyan, bağımsız Yunan devletinin kurulması ile son bulmuştur. Mora İsyanı, Balkanlarda yaşayan diğer milletlere örnek olmuştur.

Kırım Savaşı (1853-1856) ve Paris Konferansı (1856)

Rusya’nın güneye inme politikasının bir sonucu olarak Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Kırım Savaşı yaşanmıştır. Ancak Rusya’nın Boğazlara açılma isteği ve Osmanlı Devleti’nin topraklarına göz dikmesi, İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarına dokunmuştur.

Bu nedenle Avrupalı güçler, Osmanlı Devleti’nin yanında yer alarak Rusya’ya karşı bir Avrupa bloğu oluşturmuştur. Rusya’nın Kutsal Yerler Sorunu’nu bahane ederek başlattığı savaşta, Rusya yenilmiş ve 1856 Paris Antlaşması imzalanmıştır.

Kırım Savaşı, Avrupalı devletlerin müdahalesi ile uluslararası bir boyut kazanmıştır. Avrupa devletleri, Kırım Savaşı ve Paris Antlaşması’nda Osmanlı Devleti’nin yanında yer alarak Rusya’nın daha önceki tarihlerde kendi lehine bozmaya çalıştığı Avrupa güçler dengesini yeniden kurmayı amaçlamıştır.

Paris Antlaşması’yla Osmanlı Devleti ilk kez Avrupa devletler hukukuna dâhil edilmiş ve topraklarının bütünlüğü büyük devletlerin garantisi altına alınmıştır. Böylece Osmanlı Devleti’nin bir Avrupa devleti olduğu belirtilmiştir.

Avrupalı devletler kendi çıkarları doğrultusunda Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü gerekli gördükleri için böyle bir politika takip etmeye başlamıştır.

Paris Antlaşması’yla Balkanlardaki Rus nüfuzunu kırmak için Karadeniz’in tarafsızlığı ve Boğazların yabancı savaş gemilerine kapatılması sağlanmıştır. Ayrıca Balkanlarda Eflâk, Boğdan ve Sırbistan topraklarındaki yönetimler; Paris Barış Konferansı’na katılan devletlerin ortak garantisi altına alınmıştır. Bu şekilde Rusya’nın güneye inme politikası engellenmek istenmiştir.

Osmanlı Devleti, Paris Antlaşması ile savaştan önceki sınırlarına dönmüş ve Rus tehlikesinden bir müddet kurtulmuştur. Osmanlılar; Paris Barış Konferansı’na savaşı kazanmış olarak katılmasına rağmen antlaşmanın Karadeniz ile ilgili maddesi, yenilmiş olan Rusya ile birlikte kendisine de uygulanmıştır.

Islahat Fermanı’nın antlaşmada yer alması da Osmanlı Devleti’nin aleyhine olmuştur. Güçlü Avrupa devletleri, bu maddeyle devletin iç işlerine karışmayacaklarını garanti etmiş olsalar da yayınlanan bu ferman ile yine de iç işlere müdahale edebilecekleri yeni bir yol açmışlardır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi)

Sıcak denizlere inmek isteyen Rusya, Osmanlı’nın Avrupa’daki topraklarını ve İstanbul’u ele geçirmeyi hedeflemiştir. 1853 Kırım Savaşı’nın intikamını da alabilmek isteyen Rusya, Panslavizm politikası ile Balkanlardaki Slav halk üstünde hareketlerini artırarak sık sık Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmıştır. Böylece Rusya Balkanlarda, Bosna-Hersek ve Bulgar başkaldırılarını teşvik etmiş ve Sırbistan ile Karadağ’ı Osmanlı Devleti’ne karşı harpa kışkırtmıştır.

Balkanlardaki bu problemlerin Osmanlı ordularının galibiyetiyle netice vermesi üstüne hadiselere diplomatik yollardan bir çözüm bulmak isteyen İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya ve İtalya; Haliç’te tespit edilen Bahriye Nezaretinde 23 Aralık 1876’da İstanbul (Tersane) Konferansı’nı ayarlamıştır. Öncesinde Rus elçiliğinde tespit edilen öneriler, İstanbul Konferansı’nda alınan kararlar olarak Osmanlı Devleti’ne söylenmiştir.

Osmanlı Devleti’nin özgürlüğüne ve toprak tümlüğüne aykırı olan öneriler, Bâbıâli’de oluşturulan bir genel mecliste müzakere edildikten sonra reddedilmiştir. Bunun üstüne Rusya, 1877’de Osmanlı Devleti’ne karşı harp ilan etmiştir. Rûmî takvime göre 1293 senesine rastladığı amacıyla bu harpa 93 Harbi denmiştir. Bu harpta Yunanistan, Osmanlı Devleti’ne düşmanca bir tavır takınmış; Romanya, Sırbistan ve Karadağ prenslikleri de başkaldırı ederek Rusya’nın yanı sıra yer almıştır. 93 Harbi’nde Osmanlılar, Kafkasya ve Tuna olmak suretiyle iki cephede savaşmak mecburiyetinde kalmıştır.

Osmanlı Devleti, Kafkasya’da sayıca kendisinden fazlaca üstün Rus ordusuna karşı, Ahmed Muhtar Paşa komutasındaki sınırlı sayıda askerle mücadele etmiştir. Kafkasya Cephesi’nde Ahmed Muhtar Paşa, Ruslara karşı fazla zaman direnmişse de Doğubeyazıt, Ardahan, Kars ve Erzurum Ruslarca işgal edilmiştir. Nene Hatun ve başka Erzurumlu yurttaşlar, Aziziye Tabyasını Ruslara karşı büyük bir cesaretle savunmuştur.

93 Harbi’nde Balkanlardaki savaşlar Rusların, Tuna Nehri’ni geçerek Osmanlı topraklarına ilerleyip girmesi sonucunda başlamıştır. Rus birlikleri Osmanlı ordusunu Plevne’de abluka altına almıştır. 145 gün Plevne’yi savunan Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Rus ve Romen orduları karşısında 10 Aralık 1877’de başarılı olamamıştır. Plevne’nin düşmesinden sonra Sırplar da Osmanlılara karşı saldırmıştır. Hızla gelişen Rus orduları Edirne ve Silivri’yi de alarak Ayastefanos’a (Yeşilköy) kadar gelişmiştir. Bunun neticesinde Osmanlılar barış istemek mecburiyetinde kalmıştır.

3 Mart 1878’de İstanbul’da Ayastefanos Antlaşması imzalanmıştır. Panslavizm’in bir zaferi kabul edilen bu antlaşmayla Rusya bölümde çok üstün bir hale gelmişti. Bu antlaşma ile Avrupa’daki dengenin fazlaca Rusya lehine değiştiğini gören Avusturya, İngiltere, Fransa ve Almanya bu antlaşmaya karşı çıkarak Berlin’de milletlerarası bir konferans toplanmasına sebep olmuştur. Bu bakımdan Ayastefanos Antlaşması, Sevr Antlaşması gibi kâğıt üstünde kalan bir antlaşma olmuştur.

Berlin Kongresi

Avrupalı güçlerin baskısı neticesinde Ayastefanos Antlaşması’nın tekrardan düzenlenmesi amacıyla Berlin’de bir konferans toplanmıştır. Bu kongre evvel geçici ve koşullı olarak Kıbrıs’ın yönetimini İngiltere’ye bırakan Osmanlı Devleti, Rusya’yı yola getirmek amacıyla İngiltere’ye itimatmiştir. Osmanlı Devleti, Rusya, İngiltere, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın katılması ile toplanan konferans neticesinda Berlin Antlaşması imzalanmıştır.

Berlin Kongresi’nde yalnızca Ayastefanos Antlaşması’na yeni bir biçim verilmekle yetinilmemiş, bozulan Avrupa güçlerinin dengesi yerine yeni güçler dengesi oluşturulmuştur. Bu yeni denge, Avrupalı büyük devletlerin Osmanlı topraklarını paylaşmasıyla meydana çıkmıştır. Ayastefanos Antlaşması ile karşısında yalnızca Rusya’yı bulan Osmanlı Devleti, Berlin Kongresi’nde altı büyük devletin amacı hâline gelmiştir.

1856 Paris Antlaşması’nda kabul edilmiş olan “Osmanlı Devletinin topraklarının bütünlüğüne saygı ilkesi” Berlin Kongresi’nde konu olmamıştır. Bu ilkenin başta gelen savunucularından olan İngiltere, Berlin Antlaşması’nın imzalandığı zamanlarda Kıbrıs’a yerleşmiştir. Osmanlı Devleti’nin, Bosna-Hersek’te ve Kıbrıs’taki egemenliği kalkmıştır. Balkanlar, Doğu Anadolu, Girit gibi yerlerde ıslahat gerçeklştirmeyi kabul eden Osmanlı; şunları Avrupa devletlerine bildirmeyi kabul edince buralardaki egemenliğini büyük oranda sınırlandırmıştır.

Üçlü İttifak ve Üçlü İtilaf Oluşumları

Avrupa’daki devletler, I. Dünya Savaşı’ndan önce çıkarları doğrultusunda birbirleri ile yakınlaşmaya ve bloklar oluşturmaya başlamıştır. Sömürgecilik faaliyetleriyle çok güçlenen İngiltere bir grubun; siyasi birliğini geç tamamlayan ve sömürgecilik yarışına katılan Almanya ise diğer grubun öncülüğünü yapmıştır. Avusturya-Macaristan ve İtalya, çıkarları doğrultusunda Almanya ile 1882’de yakınlaşarak anlaşmış ve bu birlikteliğe Üçlü İttifak (Bağlaşma Devletleri) adı verilmiştir.

Uluslararası İlişkilerde Denge Stratejisi

Bağlaşma Devletleri’ne karşı İngiltere, 1904’te Fransa ile 1907’de de Rusya ile bir sözleşme yapmıştır. Böylece İngiltere, Fransa ve Rusya arasında Üçlü İtilaf (Anlaşma Devletleri) meydana gelmiştir. Avrupa’da ortaya çıkan bu bloklara zamanla beklentileri ve çıkarları doğrultusunda diğer ülkeler de katılmıştır.

Mehmet Ali Paşa’nın Güç Kazanması

Fransa, İngiltere ile içinde bulunduğu rekabette 1798’de İngiliz güçlerini Hindistan’da ortadan kaldırmayı amaçlamış ve bunu gerçekleştirmek için önce Mısır’ın işgal etme düşüncesini başlatmıştır. Mısır’ı alarak Süveyş Kanalı üzerinden Hindistan’a ticaret yapmayı hedefleyen Fransa, Yedi Yıl Savaşlarıyla kaybettiği sömürgeleri de Mısır’ı işgal ederek telafi etmek istemiştir.

Bu hedefler doğrultusunda Napoleon komutasında harekete geçen Fransız ordusu, İskenderiye ve Kahire’yi ele geçirerek Mısır’ı işgal etmiştir. Napoleon’un Mısır’ı işgal etmesi ile unutulmuş olan Doğu Akdeniz Havzası tekrar tüm dünyanın gündemi olmuştur.

Fransızların Mısır’ı işgal etmesinden farklı sebeplerle kaygı duyan Avusturya da İngiltere’nin yanında savaşa girmiştir. Bu arada Mısır üzerinden Filistin’e ilerleyen Fransız kara ordusu, Akka önlerine gelmiştir.

Burada Cezzar Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı birlikleri karşısında başarısız olan Napoleon, Mısır’a dönmek zorunda kalmıştır. Ardından Osmanlı ordusu, Mısır’a girdiyse de başarısız olmuş ve Filistin’e geri çekilmiştir. İngilizlerin Süveyş’e çıkması üzerine Fransızlar Mısır’ı boşaltmak zorunda kalmıştır.

Mehmet Ali Paşa, Mısır’ı Fransız işgalinden kurtarmak için 1799 yılında Kavala’dan gönderilen seçme askerlerin başında Kahire’ye gelmiştir.

Fransızların Kahire’yi boşaltmasından sonra kısa sürede buradaki başıbozuk askerleri yönetimi altına alan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, bu askerlerin komutanı olmuştur. Mehmet Ali Paşa, çabucak Mısır’da kendi üstünlük ve otoritesini sağlamayı başarmış ve bu sebeple 1805’te buraya vali olarak atanmıştır.

Mehmet Ali Paşa, Osmanlı toprağı olmasına rağmen Mısır üzerinde söz sahibi olan Kölemen beylerinin etkisini ortadan kaldırarak Mısır’ın tek hâkimi hâline gelmiştir. Mehmet Ali Paşa’nın bölgede sürekli güç kazanması, Osmanlı yönetimini endişelendirmiştir. Bu nedenle Selanik ve Kavala valiliklerine tayin edilen Mehmet Ali Paşa bunu kabul etmeyerek Mısır’da kalmıştır.

Bu suretle Mısır’a hâkim olan Mehmet Ali Paşa, bundan sonra Mısır çevresinde nüfuzunu yaymaya çalışmıştır. Mehmet Ali Paşa, Osmanlı Devleti’nin bir türlü sonuçlandıramadığı Hicaz’daki Vehhabi İsyanını 1818’de bastırarak hac yolunu açmış ve İslam dünyasında saygınlık kazanmıştır. Bu nedenle Osmanlı Devleti, Mehmet Ali Paşa’ya Hicaz ve Habeş valiliklerini de vermiştir. Bundan sonra Mehmet Ali Paşa, 1822’de Sudan’da hâkimiyet kurmuştur.

Mehmet Ali Paşa, aynı dönemde Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu dağınık ve güçsüz durum nedeniyle Orta Doğu’da daha da güç kazanmıştır. Nitekim Sultan II. Mahmud, Mora İsyanını bastıramayınca Girit ve Mora valilikleri karşılığında Mehmet Ali Paşa’dan yardım istemek durumunda kalmıştır. Bu ise Mısır valisinin nüfuzunun daha da artmasına neden olmuştur.

Vehhabilik Hareketi

Vehhabilik; XVIII. yüzyılın ortalarında, Suudi Arabistan’ın Necd Bölgesi’nde yeni bir dinî akım olarak ortaya çıkmıştır. Vehhabilik, Muhammed b. Abdülvehhâb tarafından kurulmuş ve genel olarak tasavvufu, bidat olarak görmüştür. Özellikle tevhit inancına yönelik farklı görüşleriyle bazı âlimlerin tepkisini çeken Muhammed b. Abdülvehhâb, 1745’te Suud ailesinin siyasi desteğini kazanmıştır.

Suud Şeyhi, Suudi hâkimiyetini desteklemesi karşılığında Vehhabi hareketini yayma hususunda her türlü yardımı yapmaya söz vermiştir. Bu ittifak ile birlikte Suudiler, Abdülvehhâb’ın öldüğü 1792 yılına kadarki sürede, Riyad’da egemenlik kurmuştur. XIX. asrın ilk yıllarından itibaren Suudi-Vehhabi ittifakı; kuzeyde Irak ve Suriye, güneyde Umman ve batıda Hicaz topraklarına doğru yayılmaya başlamıştır.

Suudi-Vehhabi kuvvetlerinin Tâif, Mekke, Medine’yi içine alan Hicaz Bölgesi’ni ele geçirmesi üzerine Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, Vehhabileri Hicaz’dan çıkarmak için görevlendirilmiştir. Mehmet Ali Paşa kuvvetleri, 1813 yılında Mekke ve Medine’yi tekrar Osmanlıya katmıştır. 1824’te Suud ailesi, Riyad’ı geri alarak merkez yapmış ve Suudi Emirlik’i yeniden kurmuştur.

Osmanlı-Rusya Rekabeti (1768-1914)

Osmanlı Devleti’nin uluslararası ilişkilerde denge stratejisi ders notları içinde en önemli konu olarak belirtebiliriz Rusya ilişkilerini. Rusya’nın sıcak denizlere inma planı her zaman Osmanlı ve Rusya ilişkilerinde önemli bir pozisyonda olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyıldan sonra çatıştığı Habsburglar ve Safevilerin yerine, 18. yüzyılın başından sonra Rusya geçmiştir. Bazı Rus çarları döneminde izlenen modernleşme çabaları başarıya ulaşmış ve Rusya giderek güç kazanmıştır.

Sıcak denizlere inmek isteyen Rusya, doğal olarak bu politikanın önünde engel olarak Osmanlı Devleti’ni görmüştür. Bu nedenle iki devlet arasında uzun yıllar sürecek bir rekabet yaşanmıştır. Uluslararası İlişkilerde Denge Stratejisi konu anlatımı içerisinde bu dönemin kronolojik sıralamasını aşağıdaki görselde bulabilirsiniz.

18. yüzyıldan itibaren Rusya, sıcak denize inme politikasına ağırlık vermiştir. Bu politika gereği Karadeniz’e inerek Boğazları ele geçirmek isteyen Rusya böylece sıcak denizlere açılmayı amaçlamıştır. Ayrıca Balkanlarda nüfuzunu genişletmek için de milliyetçilik akımından faydalanarak Panslavizm politikasını uygulamıştır.

Bu politikalarla Rusya, XVIII. yüzyıldan itibaren gerek Karadeniz’de gerekse Balkanlarda Osmanlı Devleti ile sürekli mücadele hâlinde olmuştur. Rusya, politikaları için gerçekleştirdiği eylemler ile Osmanlı aleyhinde avantajlar sağlamıştır.

Boğazlar Sorunu

Osmanlı, Küçük Kaynarca ile Rusya dâhil diğer Avrupa devletlerine boğazlardan ticari geçiş hakkı vermek mecburiyetinde kaldı. Böylece Rusya, ilk defa Karadeniz’e çıkma ve serbestçe ticaret yapma hakkı elde etmişti. Rusya’ya verilmiş olan bu haklardan dolayı Karadeniz Türk Gölü olma özelliğini kaybederek artık devletlerarası hukuk konusu durumuna gelmiştir.

Ayrıca boğazlardan yabancı savaş gemilerinin geçmesine izin verilmemiştir. Ancak Napolyon’un 1798’de Mısır’ı işgal etmesi üzerine Rus savaş gemileri ilk defa Boğazlardan serbestçe geçmiş ve Akdeniz’e açılarak Osmanlı Devleti ve İngiltere’yle beraber Fransa’ya karşı savaşmıştır. Böylece Rusya, sıcak denize inme projesine geçici bir süreliğine de olsa ulaşmıştır.

Osmanlı Devleti, İngiltere ile 1809’da imzaladığı Çanakkale Antlaşması ile barış zamanında Boğazların yabancı savaş gemilerine kapatıldığını İngiltere’ye de kabul ettirmiştir. Boğazlar üzerinde üstünlük sağlamaya ve söz sahibi olmaya çalışan Rusya, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ile gelişen Mısır Meselesini kendi hedefleri doğrultusunda kullanmasını bilmiştir.

Mehmet Ali Paşa İsyanında Rusya’nın İstanbul Boğazı’ndan geçerek Osmanlı Devleti’ne yardım etmesi ve Mehmet Ali Paşa’nın durdurulması nedeniyle İngiltere, Mısır Sorunuyla ilgilenmeye başlamıştır. Bunun sonucunda II. Mahmud Dönemi içinde Mehmet Ali Paşa ile Kütahya Antlaşması (1833) imzalanarak devleti tehlikeden geçici olarak önleme durumu sağlanmıştır.

Akabinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1833 yılında Hünkâr İskelesi Antlaşması imzalandı. Sekiz yıl geçerli olacak bu antlaşma ile taraflar tehlike anında birbirlerine yardım etmeyi kabul etmiştir. Bu durum sonucunda Rusya, Boğazlardan gelecek tehlikeye karşı kendini korunmuş ve Boğazları üzerimde de söz sahibi olmuştur. Bu yüzden Avrupa devletleri, Hünkâr İskelesi Antlaşması’nı büyük bir tepkiyle karşılamıştır.

1839’da Mısır meselesi yeniden savaşa dönüşerek Osmanlı ordusunun Nizip Savaşı’nda Mısır kuvvetlerine yenilmesinin önünü açmıştır. Mehmet Ali Paşa’ya İstanbul yolunun tekrar açılması, Hünkâr İskelesi Antlaşmasından doğan Rusya’nın Boğazlara inerek Osmanlı Devleti’ni koruma hakkını kullanmak istemesinide beraberinde getirmiştir.

Bunun ardından İngiltere Londra’da bir konferans toplanmasına ön ayak olmuştur. Konferansa İngiltere, Osmanlı, Avusturya, Fransa, Rusya ve Prusya devletleri katılım gösterdi. Konferans sonunda imzalanan 1840 Londra Antlaşması ile Mehmet Ali Paşa Mısır valisi olmuş ve Mısır sorunu çözüme ulaşmıştır.

Mısır Meselesi halledildikten sonra Hünkâr İskelesi Antlaşması’nın süresinin de dolması üzerine Londra’da Boğazlar Konferansı toplanmıştır. Konferansa katılan İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya ve Prusya temsilcileri arasında 1841 Londra Boğazlar Antlaşması imzalanmıştır.

Sonuç olarak boğazlardan geçiş sadece Osmanlı hukuki kuralları yada diğer devletlerarasında yapılan ikili antlaşmalarla düzeyinde olması durumu ortadan kalkmıştır. Artık Boğazlardan geçiş uygulaması, uluslararası bir statü kazanmıştır.

I. Dünya Savaşı Öncesi Osmanlı Devleti’nin İttifak Arayışları

Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşından önce ilk olarak ilişkileri dalgalı durumdaki İngiltere’ye ittifak teklifinde bulundu. İngiltere ise Yakın Doğu üzerindeki çıkarlarını korumak amacıyla Rusya ile hareket etti. Hem Reval Görüşmelerinde alınan kararlar hem de Rusya’nın uygulamayı düşündüğü politikaların Osmanlı bölgesinden geçmesi, İngiltere’nin Osmanlı ile ittifakını zor duruma soktu.

Osmanlının Londra büyükelçisi Ahmet Tevfik Paşa, 1913’te İngiltere’ye ittifak teklifinde bulunmuştur. İngiliz Büyükelçisi Sir Louis Mallet, Osmanlının ittifak önerisinde Rusya ve Fransa’nın tutumunun önemli olduğunu özellikle belirtmiştir. Bu sebeple en iyi seçimin Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalması olacağını ifade etmiştir. Bu ittifak teşebbüslerinden sonra Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nın başlamasına kadar İtilaf Devletleri’ne başka bir teklif yapmamıştır.

1914’te Dâhiliye Nazırı Talat Bey, Rus Dışişleri Bakanı Sazanov’a Rusya’nın ittifakla ilgili düşüncelerini sormuştur. Bu teklife sıcak baktığını ama böyle önemli bir durumun ciddi olarak ele alınması gerektiğini özellikle belirtmiş ve bir süre düşünmek istemiştir. Yaklaşık iki hafta sonra bir mektup ile teklife olumlu yanıt vermediğini belirtmiştir. Osmanlı, Almanlarla gizli ittifak antlaşmasını imzaladıktan sonra seferberlik ilan edince bu durumdan Ruslar çok rahatsız olmuştur.

Prusya’ya 1870’te mağlup olan Fransa, I. Dünya Savaşı öncesinde durumunu toparlamış olsa bile Almanya karşısında kendini güvende hissetmemektedir. Avrupa’daki dengenin korunması ve Fransa’nın savunma hattını güçlendirilmesini arzu eden Fransız cumhurbaşkanının, Osmanlı Devleti ile ilgili politikası kesin değildir. Bu konuda Fransa ile müttefikleri İngiltere ve Rusya arasında belirli noktalarda çıkarlar çatışmıştır. Bu sebeple bazı devlet adamları, Rusya ile ters düşme durumuna rağmen Osmanlının varlığını sürmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Ancak Fransa; İngiltere ve Rusya’ya isteklerini yaptırma konusunda yeteri kadar güçlü olamamıştır.

Osmanlı Rusya ve İngiltere’ye karşı Fransa’nın desteğini almaya çalışmıştır. Bu amaçla Cemal Paşa, Fransa-Türkiye Dostluk Cemiyetinin kuruluşuna önderlik etmiş ve 1914’te Fransa’ya gitmiştir. Cemal Paşa Fransa’dan, Osmanlı Devleti’nin İtilaf kısmından alınarak Rusya kaynaklı saldırılardan korunmasını istemiştir. Ancak Fransa, ittifak konusunda tek başına bir şey yapamayacağını ve bu konuyu müttefikleriyle de müzakere etmeleri gerektiğini belirterek Cemal Paşa’ya olumsuz yanıt vermiştir. Bu yüzden İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı Devleti’nin ittifak talebinin kabulüne imkan sağlamadı.

Almanya ile Osmanlı Devleti arasında II. Abdülhamid Dönemi’nden itibaren iyi ilişkiler kurulmuştur. Almanya’nın İstanbul Büyükelçisi Vangenhaym, Osmanlı ordusunun durumunun kötü olduğunu, Osmanlı Devleti’nin ittifak yaptığı devletin kendisine yük olacağını düşünüyordu. Vangenhaym’ın bu görüşlerine rağmen Alman İmparatoru II. Wilhelm, Balkanlarda Rusya karşısında Avusturya devletinin her türlü yardıma ihtiyacı olduğunu ve Osmanlının önemli olduğunu belirtmiştir.

Said Halim Paşa, 28 Temmuz 1914’te Vangenhaym ile görüşerek Rusya devletine karşı Almanya ile gizli bir ittifak yapmak istemiştir. Bununla beraber Üçlü İttifak’a dâhil edilmeyi beklediler. Almanya ve Osmanlı Devleti arasında 2 Ağustos 1914 yılında bir ittifak imzalanmış ve aynı gün Osmanlı seferberlik başlatmıştır.

Sonuç olarak uluslararası ilişkilerde denge stratejisi özet olarak sizlere sunduğumuz gibidir. Sizlerde konuyu okuduktan sonra mutlaka kitaplarınızın sonundaki çalışma sorularını çözmeyi ihmal etmeyin. Bu arada her konunun ardından bu hatırlatmayı yapmamızın sebebi tekrar edilmeyen konuların daha kolay unutulmasındandır. Hepinize iyi çalışmalar.

0
GüzelGüzel
0
Çok SevdimÇok Sevdim
0
ŞaşırdımŞaşırdım
0
ÜzüldümÜzüldüm
0
KızdımKızdım
Oy verdiğin için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı