Değişen Dünya Dengeleri Karşısında Osmanlı Siyaseti

11. sınıf konularının ilki olan değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti konusu ile dönemin tüm detaylarını göreceğiz.

Bu konu altında dönemin diplomasisini, dini savaşların ve modern devlete geçişi, denizcilik faaliyetlerini ve fetihler karşısındaki savunmaları göreceğiz. Değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti kısaca anlatılacak bir konu olmadığından dolayı öncelikle konumuz olan dönemin içindeki siyasi olayları kronolojik sıra ile inceleyelim.

1595-1700 Yılları Arasındaki Siyasi Gelişmeler

  • 1596 Haçova Muharebesi
  • 1606 Zitvatorok Antlaşması
  • 1612 Nasuh Paşa Antlaşması
  • 1618 Serav Antlaşması
  • 1621 Hotin Antlaşması
  • 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması
  • 1664 Vasvar Antlaşması
  • 1669 Girit’in Fethi
  • 1676 Bucaş Antlaşması
  • 1681 Bahçesaray Antlaşması
  • 1683 II. Viyana Kuşatması
  • 1699 Karlofça Antlaşması
  • 1700 İstanbul Antlaşması

Uzun Savaşlardan Diplomasiye

Kutsal Roma Germen İmparatorluğunun tahtına 1516 yılında Şarlken geçmiştir. Avusturya ise hanedana bağlı olarak Türklerle mücadele etmiştir. 1084-1867 yılları arasında Avusturya imparatorluğu, 1867-1918 yılları arasında Avusturya- Macaristan imparatorluğu olarak isimlendirilmiştir.

Bu bağlamda değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti içinde devletin sınırlarının genişlemesi Avrupa’da siyasi ortamı etkilemiş ve Osmanlılar denge unsuru olarak ön plana çıkmıştır. Mohaç Zaferi ile Kanuni zamanında Macar Krallığı erdirilmesi ile Habsburg İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti karşı karşıya gelmek durumunda kalmıştır.

Habsburg İmparatorluğu’nun İngiltere ve Fransa gibi millî monarşik devletler ile girdiği mücadeleler, Protestanlığın yeni bir mezhep olarak yayılması, Osmanlıların siyasi ve ekonomik ilişkilerinde önemli bir rol oynamıştır. Orta Avrupa’da Habsburglar ve doğuda Safeviler, Osmanlıların doğu-batı yönündeki genişlemesine büyük ölçüde set çekmiş ve kuzeyde de yeni bir güç olarak Rusya meydana çıkmıştır.

Bundan dolayı Kanuni Devri’nde doğuda ve batıda sürdürülen fetih siyaseti, sonraki padişahlar döneminde yavaşlamaya başlamıştır.II. Selim Dönemi’nde, oluşturulan barış antlaşmasından sonra 1592 senesine kadar Habsburglar ile Osmanlı Devleti arasında sınır anlaşmazlıklarının haricinde önemli bir hadise yaşanmamıştır.1578’de başlayıp 1590’a kadar sürecek olan yıpratıcı Safevi savaşları, Osmanlıların Batı’daki problemler ile ilgilenmesini engellemiştir

Osmanlılar Fransa’nın İspanyol hakimiyetine girmesini istemedikleri için Henri de Navarre’yi Fransa tahtına geçmesi için desteklemişlerdir. Aynı zamanda İngiltere, İspanyaya karşı girişeceği mücadele için Osmanlıdan donanma gönderilmesi için çalışmıştır. Bu durumdan sonra Osmanlı tekrar Avrupa siyasetinin merkezinde yer almıştır.

Avusturya ile Uzun Savaşlar Dönemi

Avusturya uzun seneler boyunca (1951e kadar) Osmanlı Devletine ödemesi gereken vergiyi ödememiştir. Sınır boylarında yaşanan saldırılar da göz önüne alınınca Avusturya’ya sefer kararı verilmiştir. Savaşı başlatan gelişme, bilgede görevli olan Bosna beylerbeyinin Hırvatistan topraklarına seferler yaparken ölmesi olmuştur.

1953 yılında başlayan savaş 14 yıl sürmüştür. Osmanlı Devleti’nin savaş ilanı üzerine papanın faaliyetleri sonucunda Avusturya, Erdel Prensliği, Eflâk ve Boğdan gibi devletler birleşerek Osmanlı’ya karşı Haçlı ittifakı oluşturmuşlardır.  Osmanlı 1594’te Viyana’daki Yanıkkale’yi almıştır fakat Haçlı ittifakı saldırıya geçerek Estergon kalesini (Macaristan) ele geçirmişlerdir. Bu olaylar üzerine III.Mehmet bizzat sefere dahil olmuştur.

Daha önce kuşatılıp olumsuz bir sonuçla dönülen Eğri Kalesi’nin fethi bittikten sonra 1596’da, Haçova’da yapılan meydan savaşında Osmanlılar, Avusturya ve Erdel’in oluşturduğu orduya karşı önemli bir zafer kazanmıştır.

Bu zaferin kazanılmasında Avusturya’nın disiplinsizliği önemli bir rol oynamıştır. Haçova’da, kesin bir sonuç alınamadığından taraflar arasındaki savaşlar on yıl daha sürmüştür. Bu süreç devam ederken Avusturya, Yanıkkale’yi geri almış ve Budin’i kuşatmıştır.

Anadolu’daki isyanlar ve Safevilerin 1603’te doğudan saldırmaya başlaması, Avusturya karşısında Osmanlıları zor durumda bırakmıştır. Buna karşıt olarak 1605’te Erdel’de, Osmanlı Devleti’ne başlayan ayaklanma, Osmanlıların Avusturya’ya karşı güç kazanmasını sağlamıştır.

Bu ayaklanmadan sonra Estergon, geri alınmıştır. Osmanlı’nın doğuda Safeviler ile mücadeleye devam ediyor olmasından iki devlet arasında 1606 Zitvatorok Antlaşması yapılmıştır.

Zitvatorok Antlaşması’nın önemli maddeleri şöyledir:

  • Osmanlılar, Avusturya arşidükü için Sezar unvanını kullanacaktır.
  • Savaş sırasında taraflarca kazanılan topraklar kendilerinde kalacaktır.
  • Avusturya yıllık vergi ödemeyecek, imparator bir defaya mahsus olmak üzere 200.000 kuruş gönderecektir.
  • Taraflarca esir almak ve kale işgal etmek yasaklanacak, eldeki esirler geri verilecektir.
  • Eğri, Kanije ve Estergon kaleleri Osmanlı Devleti’nde kalacaktır.

Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti dış politikada prestij kaybetmiştir. Hem Macaristan’dan toprak kazanmaktan vazgeçmek zorunda kalmış, hem de Avusturya’nın ödemek zorunda olduğu vergilerin kaldırılmasını, Avusturya’nın büyük devlet seviyesine çıkmasını Avusturya’nın Osmanlı ile diplomatik anlamda eşit olmasını sağlıyordu.

Avusturya ile yapılan uzun soluklu savaşlar, Balkanlar ve Orta Avrupa’yı hedefleyen Osmanlıların bundan sonra uygulayacağı politikaları da belirledi. Uzun soluklu savaşlardan sonra Zitvatorok Antlaşması imzalandı ve bunun ile birlikte Osmanlı Devleti artık Avrupa diplomasisinde mütekabiliyet esasını kabul etti.

Bu süreç devam ederken askerî seferler ve kuşatmalar, Batı’da Osmanlı Devleti’nin askerî gücünün eski seviyesinde olmadığı hakkında yeni söylemlerin oluşmasına yol açtı. Aynı şekilde Osmanlılar da Batı’daki askerî yapıda meydana gelen teknik değişimleri fark etti. Uzun soluklu olan savaş yılları her iki taraf için de yıpratıcı oldu.

Bu süreçte dışarda Safeviler ve Avusturya, içerde de Celâli İsyanları ile uğraşan Osmanlılar, üç cephede birden mücadele etmek zorunda kaldı. Bu durum Osmanlı’nın uzun vadeli planlar yapmak yerine günü kurtarmaya yönelik pratik ve kısa vadeli siyaset üretmesine neden oldu.

Osmanlı-Safevi Savaşları (1578-1639)

Çaldıran zaferi sonrasında Osmanlı- Safevi mücadelesinden sonra Osmanlı Devletinin üstünlüğü devam etmiştir.1555 Amasya Antlaşması yapılmış ve iki devlet arasında barış süreci başlamıştır.

Safevi Devleti Karadeniz’e çıkmak için Batı Türkistan’ı ele geçirmek istemiştir. Politikasını bu yönde ilerletmiştir. Osmanlılar Rus ve Safevi tehlikelerinden devletin bütünlüğünü korumak için uğraşmışlardır.

İran’ın padişahı Şah Tahmasb’ın ölümünden sonra karışıklıklar olmuştur. Ve Osmanlıya karşı olumsuz faaliyetlerde artış olmuştur. Bunun üzerine Osmanlılar Safevi seferine karar vermiştir. Seferin bir diğer nedeni de iki devletin de ticaret yollarını ele geçirmek istemesidir.

Gürcistan üzerine harekat yapılmış ve 1578 yılında Çıldır’da Safevi yenilgiye uğratılmıştır. 1583 yılında Beştepe’de İran ordusunu yenmiştir. Böylece Osmanlı Dağıstan ve Gürcistan’ın güvenliğini sağlamıştır. Beştepe’de yapılan savaşlar gece de meşaleler eşliğinde devam ettiği için bu savaşlara Meşaleler Savaşı denir.

Osmanlılar 1590’a kadar Hazar kıyılarına kadar ulaşmıştır. (Gürcistan, Şirvan, Dağıstan’ı ele geçirerek) Aynı yıl içinde Ferhat Paşa Antlaşması yapılmış bu antlaşmadan Safeviler Osmanlı üstünlüğünü tanımıştır. Osmanlı büyük ölçüde ilerleme kaydetmiştir. Ferhat Paşa Antlaşması I.Abbas zamanın yapılmış ve Osmanlı askeri sistemini örnek alarak birlikler kurmuştur.

Safeviler bu antlaşmadan sonra ipek ihracatı yasaklanmış ve Osmanlı ekonomisi büyük ölçüde zarar görmüştür. Buna karşılık Osmanlı’da İran’a ihtiyacı olan kıymetli madenlerin ve bakırın ihracını yasaklamıştır. Şah Abbas Osmanlılardan barış istemiş ve 1612 yılında iki devlet arasında Nasuh Paşa Antlaşması yapılmıştır. Ve bu antlaşmayla 1555 Amasya Antlaşmasındaki sınırlara geri dönülmüştür.

Safeviler Osmanlılar’a yıllık iki yüz deve yükü ipek vermeyi kabul etmiştir.

1615’te İran’ın antlaşma şartların uymamasından savaş tekrar başlamıştır. Şah Abbas barış istemiş ve bunun üzerine 1618’de Serav Antlaşması imzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması’nda kabul edilen iki yüz deve yükü, yüz deve yüküne indirilmiştir. Kısa süreli bir mütareke olmuştur.

Sınırları Belirleyen Antlaşma: Kasr-ı Şirin (1639)

Osmanlı Devleti’nde isyanlar yaşanırken Şah Abbas bunlardan faydalanarak 1623’te Bağdat’ı ve Irak’ı Osmanlılardan geri almıştır. Bağdat’ı almak için 1625 ve 1630 yıllarında yapılan girişimler başarısız olmuştur.

IV.Murad ordunun başına geçince Safeviler üzerine seferler düzenlemiş 1635’te Revan’ı, 1368’de Bağdat’ı geri almıştır. Ve bunun sonucunda iki devlet arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması imzalanmış bu antlaşma ile bugünkü Türkiye- İran sınırı belirlenmiştir.

Bağdat, Basra ve Şehrizor Osmanlılara kalmış, Revan Safeviler’e bırakılmıştır. Böylece 1578’den beri ara ara başlayan 61 yıllık savaş durumu son bulmuştur. Antlaşmayla ticari yasaklar kaldırılmış eski tarihi yollar yeniden canlanmıştır.

XVII. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Dış Politikası

XVI. yüzyılın sonlarında Osmanlı Devleti’nde ekonomik ve sosyal sıkıntılar yaşanmış ve devlet idaresinde zayıflama ortaya çıkmıştır. Avrupa’da 1618-1648 yılları arasında devam eden otuz yıl savaşlarından dolayı Avusturya Osmanlı’nın bu durumundan yararlanamamıştır.

Otuz yıl savaşlarından sonra Avusturya ile Erdel Meselesi yüzünden tekrar sıkıntılar yaşamıştır. Fazıl Ahmet Paşa Avusturya Erdel işlerini bahane ederek Osmanlı’ya karşı girişimlerde bulunan Avusturya’ya sefere çıkılmıştır. 1663’te Uyvar Kalesi’ni fethetmiş burası eyalet haline gelmiştir. 1664’te Vasvar Anıtlaşması yapılmış Erdel’deki Trük hâkimiyeti kabul edilmiştir.

Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında III. Murad Dönemi’nden itibaren dostane şekilde sürdürülen ilişkiler, XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde bozulmuştur. İlişkilerin bozulmasındaki temel sebep Kırım hanının, Lehistan topraklarına seferler yapması ve Lehistan denetimindeki Kazakların Osmanlı sahillerini vurmasıdır.

Diğer bir sebep ise Lehistan’ın, Eflâk ve Boğdan’daki Osmanlı egemenliğine karşı bazı girişimlerde bulunmasıdır. İki devlet arasındaki bu sorunlar yüzünden Sultan II. Osman (Genç Osman) Lehistan üzerine sefere çıkmıştır. Hotin Seferi adı verilen bu sefer Lehistan’ın barış isteğiyle sonuçlanmış ve Kanuni Dönemi’ndeki sınırlar esas alınmıştır.

Genç Osman

Otuz Yıl Savaşları’ndan dolayı Avrupa’da durum karışıkken II. Osman Lehistan üzerine sefere çıkmıştır. Askere az bahşiş vermesi, ulemanın arpalıklarını kesmesi gibi sebeplerle kapıkulları savaşta başarılı olamamışlardır. Barış teklifini kabul etti ve Hotin kalesi Osmanlılara bırakıldı. Kapıkulları savaşta başarısız olduğu için kapıkulu ocaklarını kaldırmak istemiştir ve kapıkulları tarafından Yedikule Zindanlarında öldürülmüştür.

Ukrayna’yı yöneten Kazaklar Osmanlıdan yardım istemiştir. Ve Lehistan Ukrayna’yı fethetmiştir. IV.Mehmed Lehistan’a sefer çıktı ve Podolya’yı ele geçirdi. Daha sonra 1672 yılında Bucaş ve 1676’daki Zoravna Antlaşmalarıyla Podolya ile Kamaniçe Osmanlı Devleti’ne Ukrayna da Kazaklara bırakıldı. Kazak beyi Rusya’ya yanaştı ve bunun üzerine Rusya’ya Çehrin Seferi’ne çıkıldı  ve Rusya’nın bazı önemli kaleleri fethedildi. Rusya barış istedi ve Bahçesaray Antlaşması imzalandı.

Osmanlı donanması 1645 yılında Girit’i kuşatmış ve 1699’da Girit Adası Osmanlı’ya geçmiştir.

Kutsal İttifak Osmanlılara Karşı

Köprülüler Döneminde daha önceden kaybedilen güç tekrar kazanılmıştır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana’ya fethe çıkmıştır. Papa Avrupa devletlerini bir çatı altında toplamak istemiş ve bunda başarılı olmuştur. Fransa doğrudan ittifaka katılmıyor olsa da sessiz kalarak bu ittifaka destek verdi. 1683 yılında gerçekleşen II. Viyana Kuşatması’nda bazı komutanların Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya tam destek vermemesi sebebiyle Viyana önlerinde Osmanlı ordusu bozguna uğradı.

I.Viyana Kuşatması’nın başarısız olma sebeplerinden biri de Avusturya’ya gelen destekler ve Viyana’nın dört taraftan kuşatılmayacak kadar büyük olmasıdır. Ayrıca Osmanlı’nın ordusunda lojistik ve disiplin sorunları vardı.

Sefer yolu uzak olduğu için Osmanlı kuşatmaya hafif toplarını götürmüş ve ateş gücü açısından Viyana’nın gerisinde kalmıştır. Ve bu dönemde Osmanlı’nın ordusunda zahire kıtlığı vardı süvarilerin atlarına, topları çekecek olan öküzlere yem verilmez olmuştu. Bunlara rağmen Lehistan kralının Bavyera ve Saksonya kuvvetleriyle birleşerek Osmanlı ordusunu iki ateş arasında bırakması savaşın gidişatını değiştiren asıl sebeptir.

Osmanlı Viyana’ya bu şekilde kaybedince Avrupa’ya fırsat doğdu ve Osmanlı’yı Avrupa’dan atmak için Avusturya, Lehistan, Rusya, Venedik ve Malta’nın bulunduğu Kutsal İttifak kuruldu. Osmanlı ittifakta bulunan devletler ile aynı anda savaşmak zorunda kalmıştır.

Lehistan daha önce Osmanlı’ya kaybettiği toprakları ve Osmanlı’nın Akkirman ve Kili gibi kalelerini almak istiyordu. Osmanlı birçok cephede savaşmış ve sadece Boğdan’ın bazı bölgelerini ele geçirebilmiştir.

Kırım topraklarına saldıran Ruslar karadan ve denizden yaptıkları kuşatmalar ile Azak kalesini ele geçirmişlerdir. 1687 yılında Mora’yı işgal eden Venedik, Sakız Adası’nı ele geçirmiştir. Daha sonra Osmanlı Köprülü Fazıl Paşa döneminde Belgrad ve Niş’e tekrar hâkim olmuştur. 1691’de Salankamen’de 18697’de Zenta’da kaybeden Osmanlı 1699 yılında Karlofça Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalmıştır.

Karlofça Antlaşması ile Kutsal İttifak’a karşı on altı yıl süren savaşlar sona ermiştir. Avusturya Macaristan ve Erdel’i geri almış; Lehistan’a Podolya ve Ukrayna; Venedik’e Mora ve Dalmaçya kıyıları bırakılmıştır. Müzakereler sırasında Rus temsilcisi tam yetkili olmadığı için Karlofça Antlaşması’nı imzalamamıştır. Bunun için 1700’de Rusya ile İstanbul Antlaşması yapıldı ve Karadeniz kıyısındaki Azak Kalesi Rusya’ya bırakılmıştır. Rusya İstanbul’da daimi elçi bulundurma şansı kazanmıştır.

Karlofça’yla Değişen Siyaset

  • Osmanlı ilk defa yabancı devletlerin ara buluculuğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.
  • Osmanlı büyük çaplı toprak kaybı yaşamış ve savunma dönemine girmiştir.
  • Daha önce kendi şartlarını kabul ettiren anlaşmaları belirleyen taraf olan Osmanlı Karlofça ‘da ilk kez müzakere yoluyla antlaşma imzalamak zorunda kalmıştır.

Karlofça Antlaşması Sonrası Dış Siyaset

  • Karlofça Antlaşması’ndan sonra Osmanlılar, Avrupa için tehlike olmaktan çıkmıştır. İngiltere, Hollanda ve Fransa gibi Avrupalı devletlerin siyasetlerini takip etmek zorunda kalmıştır.
  • İngiltere, İsveç, ;Hollanda gibi ülkeler sömürgecilik faaliyetlerine hız vermek için Osmanlı Devleti ile işbirliği içinde olmak istemişlerdir.
  • Birden çok Avrupa ülkesi ile aynı anda savaşacak gücü olmadığı için Osmanlı bazı ittifaklar kurmuştur.

Avrupa’da Din Savaşlarından Modern Devlete

12. yüzyıldan başlamak üzere İngiltere ve Fransa, Roma hukukuna dayanan bir sistem ile Papa’dan bağımsızlıklarını ilan etmek istemişlerdir. Böylece Avrupa kilisesi ile krallın yarışı başlatmıştır. Böylece kiliseye güven kaybolmuş ve güç yitirilmiştir.

15. Yüzyıldan sonra halk içinde kiliseye karşı eleştiriler artmış ve din temelli siyasi mücadele başlamıştır. 17. Yüzyılın ortasında kadar devam eden mücadele amacına ulaşmış, Habsburg Hanedanı Avrupa’da hakimiyet kazanmıştır.

Otuz Yıl Savaşları (1618-1648)

Avrupa’da din ile başlayarak ancak arkasından siyasi ve ekonomik gelişmeleri barındıran temellere dayanır. Bu temellerden ilki Hasburg Hanedanının bölgede tek egemen güç olmak istemesidir. Hasburg hanedanının evlilik ve veraset yolu ile genişlettiği topraklarını artırmasına Fransa başta olmak üzere başkaldırılara sebep olmuştur.

Martin Luther’in öncülük ettiği Pretestanlık hareketi, endülijans satışı olmak başta olmak üzere kilisenin maddi uygulamalarına 95 maddelik bir bildiri yayınlayarak karşı çıkmıştır. Saksonya başta olmak üzere Brandenburg gibi büyük prenslikler Luther’i desteklemiştir. Alman imparatorunun mevcut Lutherciler dışında kalanların Luther’i desteklemesini yasaklamasının üzerine beş Alman prensi ve on dört şehir imparatoru protesto etmiştir. Bu sebeple Hristiyan protestocu Luther taraftarlarına Protestan denilmiştir.

Protestanlar ile Alman imparatoru ile süren 25 yıllık savaş 1555 yılında imzalanan Ausburg antlaşması ile sonlanmıştır. Bu antlaşma ile Protestan mezhebi ve kilisesi tanınmıştı, ayrıca Protestanlar ile Katolikler eşit konuma gelmişlerdir. Ancak bu durum Protestan ve Katolik Almanya olmak üzere iki Almanya’yı ortaya çıkarmıştır.

Avrupa’nın genelinde yayılan Luther’ci hareketin durdurulması için kilise Katolik reformunu gerçekleştirmiş, Protestanlığın hızını kesmeye çalışsa da bu durum iki tarafın anlaşma ihtimalini iyice zora düşürmüştür. Bohemya bölgesinde Protestan Çekler ve Kutsal Roma arasında başlayan mücadele boyunca İngiltere ve Hollanda da Protestanlara destek vermişlerdir.

İki mezhep arasında uzun süre devam eden mücadeleler Avrupa’yı fakirleştirmiştir. Dini sebeplerle başlayan mücadeleler artık siyasi bir hal almıştır ve bunun en bariz örneği Katolik olan Fransa’nın Protestanların safına geçmesidir.

1465’e kadar süren mücadeleler Alman Prenslerinin Kutsal Roma’ya desteğini çekmesi, Danimarka ve İsveç’in aralarındaki sorunları çözmesi ile dirençsizleşmiştir. Bu gelişmeler eşliğinde Otuz Yıl Savaşları, katılan devletlerin çoğunun katılımı ile gerçekleşen barış ile sonlanmıştır.

Vestfalya Barış çoklu diplomasinin ilk örneğidir. Bu barış anlaşması sonrasında Fransa ile İspanya 1659’a kadar savaşa devam etmişlerdir. Bunun sebebi, Kardinal Mazarin’in İspanya tamamen yok edilmeden Fransa’nın rahat edemeyeceğini düşünmesidir. İspanya’nın büyük bir imparatorluk kurma düşüncesi bu anlaşma ile sona ermişti. Vestfalya Alman tarihinde bir devri bitirmiştir. Alman topraklarında Danimarka, İsveç ve Fransa gibi devletlerin dahil olduğu yeni bir ortam oluşmuştur.

Vestfalya Antlaşmasının Sonuçları

30 yıl savaşları sonrası düzenlenen konferans, Avrupa’nın ilk büyük konferansıdır. Vestefalya antlaşması dini etkide olmadan savaş ve iktidar sorunlarını tartışmışlardır. Kilisenin gücünü sınırlandırmak adına Papalık temsilcisi dinlenmemiş, antlaşmaya imzası attırılmamıştır.

Vestfalya antlaşması, 1555 Ausburg barışının hükümlerini tazelemiş ve Alman Katolik, Protestan ve Kalvinizim geçerli sayılan mezhepler arasında kabul edilmiştir. 10 yıl savaşları ile Fransa Avrupa’nın siyasetini yöneten ülke konumuna gelmiş oldu. İngiltere ise güçlü bir devlet haline gelerek Avrupa’da etkisini göstermiştir. Almanya gerileme ve iç karışıklıklarla boğuşmaya başladı. Hollanda, Portekiz ve İsviçre bağımsızlıklarına kavuştular.

Avrupa’da dini temelli devletlerin yerini modern diplomasinin aldığı uluslararası modern devletler almıştır. İmparatorlukların yerini krallıklar ve ulus devletleri almıştır.

Modern Devlet

Tarihin ilk dönemlerinden beri toplum üzerinde siyasi otorite olduğu bilinmektedir.  Modern devlet anlayışı Vestfalya antlaşması ile ortaya çıkmıştır. Modern devlet anlayışında kilisenin toplum ve devletin üzerindeki etkisi azaltılmalıdır. Böylece merkezi otorite hakim güç olarak tanınacaktır. Bu devletlerde merkezi ordu bulunur ve merkezi devlet otoritesinin kuralları esastır.

XVII ve XVIII. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde ve Avrupa’da Denizcilik Faaliyetleri

Bir devletin kendi sınırlarının dışındaki toprakları askeri müdahale ve çeşitli yollarla ele geçirilmesine; ele geçirilen yerlerde üstünlük kurarak kendi imkanına göre yağlamasına sömürgecilik denir.

Coğrafi keşiflerden sonra Portekizliler ve İspanyollar yeni deniz yolları ve yeni yerler keşfederek sömürgeler oluşturmuştur. İspanya Amerika’daki sömürgecilik faaliyetleri ile XVI. Yüzyılın sonunda en zengin ülkelerden birisi olmuştur. Fakat İspanya ve Portekiz’in sömürge imparatorlukları uzun ömürlü olmamıştır.

İspanyollar Amerika’ya; Portekizliler Hint Okyanusuna keşifler yapmış ve keşifler ileri düzeyde denizcilik faaliyetlerinin olmasını gerektirmiştir. İngiltere, Fransa, Hollanda ve Fransa gibi ülkeler deniz donanmalarını güçlendirmek için önemli ölçüde para harcanmıştır. Ve sonuçta okyanus denizciliğinde yükseliş meydana gelmiştir.

 XVI. yüzyıl sonunda İngiltere İspanyayı mağlubiyete uğratmış ve İspanya’nın deniz hakimiyetine son verilmiştir.  Daha sonra Hollanda; İspanya ve Portekiz sömürgelerine saldırılar düzenlemeye başlamıştır. Hollanda Doğu Hindistan şirketi kurarak; Ümit Burnu’ndan Doğu Hint adalarına kadar uzanan sömürgecilik imparatoru kurmuştur.  Ve Hollanda’nın ticari ve mali gücü kısa zamanda önemli ölçüde artmıştır. Hollanda Amerika kıtasında sömürgeler ele geçirmek için İngiltere ile savaşmıştır.

XVIII. yüzyılda okyanuslardaki mücadelelerle Akdeniz’de de üstünlük mücadelesi başladı. Osmanlı Devleti sahip olduğu yerleri korumak için oldukça mücadele etmiştir.

Osmanlı Denizciliğinde Kadırgadan Kalyona Geçiş

Gemiciliğin birinci dönemi Osmanlı devletinin kuruluşundan XVII. Yüzyılın sonuna kadar devam eden kürekli gemilerdir. Bu dönemde kadırgalar kullanmıştır. Gemiciliğin ikinci dönemi ise XIX. Yüzyılın ortalarına kadar süren yelkenli gemilerdir.  İkinci dönemde kalyonlar kullanılmıştır.

Kadırgaların hâkim olduğu birinci döneme Barbaros Hayrettin Paşa damgasını vurmuştur. Kadırgaların en etkili savaş gemileri olduğu görüşündeydi. Kalyonların hâkim olduğu dönem de ikinci dönemdir. Kadırgaya göre daha uzun gövdeye sahip ve yelkenleri daha büyüktü. Büyük olduğu için daha fazla insan taşıyabiliyordu; ancak kadırgalar kadar seri hareket edemiyorlardı.

Daha sonra kalyonlara daha üstün özellikler kazandırıldı ve Girit Seferlerinde kadırgaların yerine kalyonlar kullanılmıştır. Avrupalı devletler okyanuslardaki güçlü akıntılardan ve rüzgârdan kadırgalarla savaş ve ticaret yapamıyordu. Okyanus gemiciliği gelişti Avrupalı devletler yelkenli gemilere geçerek kalyonları top bataryasına dönüştürdü ve deniz savaşları önemli bir nitelik kazanmış oldu.

Osmanlı Devleti’nin Denizlerdeki Egemenliği Zayıflıyor

XVI. yüzyılda Akdeniz’e hâkim olan Osmanlı Fas’a kadar deniz gücüyle ilerlemiştir. Girit zaferine kadar büyük çapta bir zafer için Akdeniz’e çıkmamışlardır. Sadece sahillerini korumak için denize açılmışlardır. Kadırgalarla okyanusa açılamamışlardır. Batı’daki gemicilik gelişmelerini takip edememişlerdir. Kadırgalar en fazla kalyona çevrilmiş daha ileri teknolojiye geçilememiştir.

Venedik ile Osmanlı arasında Girit Adası için yapılan mücadelelerde Venedikliler Osmanlılara karşı büyük üstünlük sağlamış Osmanlıların kalyonlarının çoğu Venediklilerin eline geçmiştir.

Ruslara ait donanma İngilizlerin yardımıyla Akdeniz’e geldi. Osmanlı donanması Çeşme Limanı’na çekildi ve bu sırada Rus donanması ani bir saldırı yaptı Osmanlı donanması yakıldı. Osmanlı donanması tarihin ikinci büyük yenilgisini almış oldu.

Çeşme saldırısında sonra gemi inşası önemli gelişmelere tabii olmuştur. Çağdaş bilgilerle deniz subayı yetiştirilmeye başlanmıştır. 1773 yılında Deniz Harp okulunun “Tersane Hendesehanesi” temeli atılmıştır.

Fetihlerden Savunmaya

  • 1711 Prut Antlaşması
  • 1718 Pasarofça Antlaşması
  • 1730 Patrona Halil İsyanı (Görsel 1.30)
  • 1732 Ahmet Paşa Antlaşması
  • 1739 Belgrad Antlaşması
  • 1746 Kerden Antlaşması
  • 1740 Kapitülasyonların sürekli hâle gelmesi
  • 1770 Çeşme Baskını

1774 Küçük Kaynarca Antlaşması

Değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti içinde özellikle toprak kayıplarının yaşandığı dönem içinde en önemli antlaşmalardan birisidir Küçük Kaynarca Antlaşması. Osmanlı Devleti II. Mustafa Dönemi’nde 1699’da Karlofça, 1700’de İstanbul Antlaşmasını imzalamış ve bu antlaşmalar büyük toprak kayıplarına neden olmuştu. III. Ahmet döneminde bu antlaşmalarla kaybedilen toprakların geri alınması için çalışılmıştır.

Rusya İstanbul Antlaşması ile aldığı yerlerle yetinmeyip Osmanlı’ya tekrar savaş açılmasını istemiş fakat diğer devletlerden destek alamayınca tek başına Osmanlıyla mücadele etmeyi göze alamamıştır. Bunun üzerine Baltık Denizi’ne yönelerek İsveç’e savaş açmıştır.

İsveç kralı XII. Şarl savaşın başında üstünlük sağlamış olsa da Rus Çarı I. Petro’ya yenilerek Osmanlı’ya sığınmıştır. Rusya III. Şarl’ın teslim edilmesini istemiş fakat Osmanlı bu isteği kabul etmemiştir.

Rus ordusu Kırım’a sınır ihlalleri yapınca Osmanlı Devleti savaş kararı almıştır. Rusya ile yıllarca devam edecek Boğazlar Meselesinin temelini oluşturacak ilk savaş başlamıştır. Aynı zamanlarda Çar Petro’da İsveç kralının kendisine gönderilmemesinden savaş açmıştır. Osmanlı ordusunun güçlü ve çevik olduğunu gören I. Petro ordusunu geri çekmek istemiş fakat Osmanlı ordusu tarafından kıskaca alınan Rus ordusu top atışlarıyla sindirilmiştir.

Rusya erzak sıkıntısı da çekmiştir daha sonra barış istemiştir. 1711 yılında Prut Antlaşması imzalanmış buna göre Ruslar İşgal ettikleri topraklardan geri çekilecek, İstanbul Antlaşması sonucu yapılan kale ve istihkâmları yıkılacaktı. Rusya Osmanlı’nın iç işlerine karışmayacak, İsveç kralı Şarl ülkesine dönecekti. Yani İstanbul Antlaşmasıyla Osmanlılar kaybettikleri yerleri geri almışlardır.

Prut Sonrası Gelişmeler

Prut sonrası gelişmeler değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti konu anlatımı içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Mora yarım adası ve ege adaları Venedik’e Karlofça antlaşması ile bırakıldı, ancak Venedik’in uyguladığı Katolik baskısı halkı Osmanlı’dan yardım istemeye yöneltti. Venedik himayesindeki korsanların Doğu Akdeniz hattında ticaret yapan gemilere ve hac gemilerine baskınlar yapması Karlofça antlaşmasına aykırı bir durum oluşturuyordu. Durum böyle olunca 1714 yılında Osmanlı Venedik’e savaş ilan etti. Başarılı geçen savaş sonunda Mora ve çevre adaları Osmanlı devlerine geçti.

Avusturya başta Osmanlı-Venedik savaşına karışmıyordu, ancak sıranın artık kendierine geldiği düşüncesi ile tarafsızlıktan vazgeçtiler. Osmanlı ordularının Dalmaçya’ya yönelmesi üzerine Venedik ile 1716 yılında bir ittifak kuruldu. Hazırlıkları tamamlanmadan bölgeye sevk edilen Osmanlı donanması, Tuna nehri kıyılarında Petervaradin’de kendilerine karşı birleşmiş Avusturya-Venedik ittifakına karşı bozguna uğradı.

Avusturya ordusu ilerleyerek 1717 yılında Belgrad’ı işgal etti.  Venedik’in Papaşık ve Malta şövalyelerinin yardımı ile Preveze’yi aldıktan sonra Dalmaçya’ya asker çıkarması Osmanlıyı bir hayli zorlamıştır. Damat İbrahim Paşa’nın barış isteği üzerine İngiltere ve Hollanda elçilerinin çabaları ile 1718 yılında Pasarofça antlaşması imzalanmıştır.

Karlofça antlaşması ile kaybedilen yerleri geri alma sırasında Rusya ve Venedik’e karşı mücadelede başarı kazanan Osmanlı, Avusturya-Venedik ittifakı karşısında başarısız oldu. Karlofça ile Belgrad, Semedire dahil kuzey Sırbistan ve Temeşvar gibi bölgeler Avusturya’ya bırakıldı.

Ayrıca Avusturya Osmanlıya karşı ticari imtiyazlar ve Konsolosluk açma hakkı elde etti. Antlaşmda Bosna ve Preveze içinde ele geçirilen kaleler ile Dalmaçya kıyıları Venedik’te Mora yarım adası ise Osmanlı’da kaldı. Bu antlaşma sonunda Osmanlı, Avrupa’daki topraklarını savunmaya yönelik politika izledi.

Rusya, Kırım tatarlarının kendi topraklarına ilerleyişini önleyemediği gerekçesi ile 1. Mahmud’a Prut antlaşmasını tanımadıklarını bildirdiler. Osmanlı batıda savaşmak istememesine rağmen Rusya’nın Azak ve Kırım’a saldırısı sonunda 1736’da Rusya’ya savaş ilan etti. Rus ordusu başlangıçta Osmanlı’ya üstünlük kurdu. Azak ve Özi’i ele geçirdiler.

Aynı zamanda da Avusturya Eflak, Sırbistan ve Bosna’ya saldırarak Osmanlı topraklarına ilerlemeye devam etti. Osmanlı karşı saldırı ile geri püskürttü. Avusturya’nın aldığı yenilgiler sonrası Rus ordusuda geri adım attı ve Osmanlı Ozi’yi geri aldı. Semedire ve Belgrad’ı Osmanlının alması üzerine Avusturya barış istemek zorunda kaldı. 1739’da Belgrad Antlaşması imzalandı. Pasaforça’da kaybedilen yerler Osmanlı’ya geri verildi. Tuna nehri Avusturya ve Osmanlı arasında sınır olarak kabul edildi.

Rusya, müttefiklerinin savaştan çekilmesi ve Balkan Ortodokslarından umudunu kaybetmesi üzerine Fransa aracılığı ile barış istemiş ve 1739 yılında Belgrat antlaşmasını imzalamıştır. Rusya Azak dahil işgal ettiği yerleri Osmanlı’ya bıraktı. Belgrat antlaşması ile Rusya’nın Azak denizi ve Karadeniz’de askeri ve ticari gemi bulundurması yasaklanmıştır. Ancak Rusya Osmanlı topraklarında ticaret yapabilecek ve kutsal mekanlara ziyarette bulunabilecek. Bu antlaşma ile Osmanlı Avrupa’da yeniden itibar kazanmıştır.

Doğu’da Mücadele ve Safevilerin Sonu

1639 yılında Osmanlılarla Safeviler arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması iki devlet arasında uzun bir barış dönemi başlatmış ve ticaret yollarının yeniden canlanmasını sağlamıştır. III. Ahmed’in Safevilerle siyasi ve ticari ilişkileri geliştirmek istediği dönemde İran’daki Afgan Ayaklanmaları, siyasi bunalımları ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle hem Osmanlı Devleti hem de Rusya, dikkatini Kafkasya ve Batı İran’a çevirmiştir.

Safevilerin durumundan faydalanmak isteyen Çar I. Petro 1723’te Kafkasya üzerine harekete geçerek Derbent ve Bakü’yü ele geçirmiştir. Bu arada Kafkasya’daki Müslümanların Osmanlı Devleti’nin himayesine girmek istemesi üzerine Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın girişimiyle İran üzerine sefere çıkılmıştır. Bu seferle Tiflis, Revan ve Nahcivan’ı alan Osmanlı ordusu daha sonra Tebriz ve Güney Azerbaycan’ı da alarak Batı İran’ı ele geçirmiştir.

Osmanlı ve Rus ordularının İran’daki ilerleyişi, bu iki devleti yeniden çatışmanın eşiğine getirmiştir. Fransa’nın arabuluculuk yapmasıyla Osmanlı Devleti ile Rusya arasında 1724’te İstanbul’da İran Mukasemenâmesi (İstanbul Antlaşması) adıyla bir antlaşma imzalanmıştır. İran’ın paylaşımı için yapılan bu antlaşmaya göre Gürcistan, Şirvan, Azerbaycan Osmanlı Devleti’nde, Kafkasya’nın Hazar Bölgesi Rusya’da kalmıştır. Ayrıca her iki taraf da II. Tahmasb’ı

Şah olarak tanımıştır. Ancak ülkesinin topraklarının paylaşılmasına razı olmayan Şah Tahmasb, Horasan Türkmenlerinin özellikle de Avşar boyu lideri Nadir Han’ın desteğiyle Afganlıları ülkesinden çıkartmıştır.

1731 yılında Şah Tahmasb kumandasındaki İran güçlerinin Revan’a saldırısı ile başlayan savaşta Osmanlılar, İran ordusunu yenmiştir. Barış istemek durumunda kalan Şah Tahmasb ile 1732 yılında Ahmed Paşa Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Tebriz başta olmak üzere Batı İran ve Azerbaycan, İran’a bırakılırken Kafkasya Osmanlı Devleti’nde kalmıştır.

Afganlıların İran’dan atılmasında etkili isim olan Nadir Han, Ahmed Paşa Antlaşması’nı tanımayarak Şah Tahmasb’ı tahtan indirmiştir. Osmanlıya karşı kaybedilen toprakları geri almak isteyen Nadir Han halkın ileri gelenlerini toplayarak 1736 yılında kendisini Şah ilan ettirmiştir. İran’da 236 yıl boyunca hükmü süren Safevi hanedanlığı sonlanmış ve Avşar hanedanı yönetimi ele geçirmiştir. Nadir Han’ın Osmanlı Devleti tarafından şah olarak tanınmasıyla Osmanlı-İran ilişkileri yeni bir döneme girmiştir.

Bu dönemde 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması’nda belirlenen sınırlar iki devlet arasında yeniden kabul edilmiştir. 1736-1739 yılları arasında Osmanlı Devleti ile Avusturya ve Rusya arasında devam eden savaşları fırsat bilen Nadir Şah, Doğu’da Afganistan’a ve Hindistan’a seferler düzenlemiştir.

Bu sayede sınırlarını genişletmiş ve güçlü bir duruma gelmiştir. Nadir Şah’ın 1743’te Kerkük, Musul ve Bağdat’a savaş açması ile Osmanlı-İran arasındaki gerginlik artarak yeni bir savaş başlamasına sebep olmuştur. Osmanlı Padişahı I.Mahmud’un Kırım ve Mısır’dan yardımcı kuvvetler çağırması üzerine Nadir Şah, Osmanlı Devleti’nden barış istemiştir. İki devlet arasında Tahran yakınlarındaki Kerden’de 1746 yılında Kasr-ı Şirin Antlaşması örnek alınarak antlaşma imzalanmıştır.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı

XVIII. yüzyılda Osmanlı Rusya’ya karşı barışçı bir politika izlerken Rusya saldırgan bir tavır sergilemiştir. Bunda Rusya’nın emellerini gerçekleştirmek için XVIII. yüzyılda Osmanlıların içinde bulunduğu durumu fırsat olarak görmesi etkili olmuştur.

Rus Çariçesi II. Katerina’nın komşu devletlere karşı takip ettiği saldırgan politika ve yayılmacı siyaset önce Balkanlarda kendini göstermiş ve Rusya, Lehistan üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. II. Katerina, Lehistan kralının vefatından sonra Stanislav’ı Leh Krallığı’na seçtirmiştir.

Bundan sonra karşı Leh milliyetçileri, Osmanlı Devleti’nden yardım ve himaye istemiştir. Rusların yayılmacı politikalarından rahatsız olan Kırım hanı da Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı harekete geçmesini istemiştir.

Ruslar üç cepheden saldırmak için plan yapmıştır. Ukrayna, Azak ve Kafkaslar olmak üzere. Ve Balkanlardaki Ortodoksları kışkırtmak için Sırbistan, Karadağ ve Eflak-Boğdan’da ayaklanmalar oluşturmuştur.

Osmanlı donanmasının imha edilmesi üzerine Rus donanması, Akdeniz ve Ege’de daha rahat bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeye başlamıştır. Rus donanmasının Çeşme’de Osmanlı’nın donanmalarını yaktığından sonra, 1774’e kadar Akdeniz’de ve Ege’de gösterdiği faaliyetler, Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanmasında önemli bir etken olmuştur.

Küçük Kaynarca Antlaşması (1774)

Osmanlı Devleti’nin imzaladığı en ağır antlaşmalardan biri Küçük Kaynarca Antlaşması’dır.

  • Kırım’ın Osmanlı ile olan bağlılığına son verilmiştir. Kırım Osmanlı’dan alınmıştır.
  • Rus ticaret gemileri boğazı kullanarak Akdeniz ve Karadeniz’de özgür olarak dolaşabilecekti.
  • Rusya Eflâk ve Boğdan’ı Osmanlı’ya geri vermiştir. Ve Kili ve Akkirman gibi kaleler ile Akdeniz’de ele geçirdiği yerleri de Osmanlı’ya iade etmeyi kabul etmiştir.
  • Osmanlı 4,5 milyon tazminat ödemek zorunda kalmıştır. Osmanlı ile Kırım Hanlığı arasında bağ kopmuş ve Ruslara Osmanlı’ya müdahale imkânı tanınmıştır.

Son olarak değişen dünya dengeleri karşısında Osmanlı siyaseti ders notları tüm detayları ile sizlere aktarıldığına göre sizlerin konu sonunda mutlaka tekrar için test çözmeli ve sorular ile pekiştirmek ödevinizdir. Hepinize iyi çalışmalar.

0
GüzelGüzel
0
Çok SevdimÇok Sevdim
0
ŞaşırdımŞaşırdım
0
ÜzüldümÜzüldüm
0
KızdımKızdım
Oy verdiğin için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı